
Yapay Zeka Mühendisi/Japonca Öğretmeni
01.02.2026

Japonca eğitimi alanında, özellikle orta-ileri seviye sınıflarda, öğrencilerden gelen en temel ve yanıtlanması zor sorulardan biri "bakış" ile ilgilidir.
"Öğretmenim, Japonlar konuşurken neden gözlerimin içine bakmıyor? Benden hoşlanmıyorlar mı, yoksa bir şey mi saklıyorlar?"
Batı dünyası başta olmak üzere birçok kültürde "karşınızdakinin gözlerinin içine bakarak konuşmak (Look me in the eye)" dürüstlüğün, özgüvenin ve gerçeği söylemenin kanıtı olarak kabul edilir. Bu, Batı medeniyetinin temelinde yatan Okülarsantrizm (görsel merkezcilik)—"görmeyi" hakikat arayışının ana aracı olarak gören düşünce tarzı—ile derin bir bağlantıya sahiptir.
Ancak, "evrensel samimiyet sinyali" olarak kabul edilen bu güçlü doğrudan bakış, Japon kültürel bağlamına yerleştirildiği anda tamamen farklı bir anlam kazanmaya başlar. Bazen bir "baskı", dikkatsiz bir "meydan okuma" ve hatta saldırgan bir "dik dik bakma" olarak yorumlanma riski bile taşır.
Bu makalede, bakışı (Oculesics) sadece sözsüz iletişimin bir unsuru olarak değil, insan ilişkilerinin güç yapısını ayarlayan ve başkalarının psikolojik alanını yöneten sofistike bir politik araç olarak yeniden ele alıyoruz. Edward Hall'un yüksek bağlamlı kültür teorisi ve Brown & Levinson'ın nezaket teorisini kullanarak, Japonların neden doğrudan bakmaktan kaçındığını ve "gözlerini indirme" tutumunu neden seçtiğini, bunun sosyolinguistik mekanizmasını açıklayacağız.
Bu inceleme, Japonların "mesafeli" tutumunun derinliklerini anlamak isteyen araştırmacılar ve yüksek düzeyde kültürel okuryazarlık arayan öğrenciler için bir rehber olacaktır.
Kültürel antropolog Edward Hall, iletişimin bağlama (context) bağımlılık derecesine göre kültürleri "yüksek bağlamlı kültür" ve "düşük bağlamlı kültür" olarak sınıflandırmıştır. Japonya tipik bir yüksek bağlamlı kültüre aittir ve bilgilerin çoğu açık dil kodlarında değil, paylaşılan arka plan bilgisinde, ortamın havasında ve ilişkilerde gömülüdür.
Bu tür bir "sezgi" kültüründe, karşınızdakinin gözlerine dikkatle bakarak bilgi edinmeye çalışmak nasıl görünür? Bu, kelimelerle açıklanmasa bile anlaşılması gereken şeyleri görsel olarak doğrulamaya çalışan, bir tür "kaba" davranış veya yetersizliğin ifşası olarak görülebilir.
Peki Japonlar karşılarındakine bakmıyorlar mı? Hayır, tam tersi. Japonlar karşılarındakine doğrudan bakmak yerine çevresel görüşü yüksek düzeyde kullanırlar.
Doğrudan bakış "nokta" bilgi toplama ise, Japon bakış yönetimi "yüzey" veya "mekan" genelinde bilgi işleme olarak tanımlanabilir. Odağı bulanıklaştırarak bütünü kavrama tekniği, "havayı okuma" olarak adlandırılan sofistike bağlam anlayışının temelidir.
Doğrudan bakış neden "saldırı" olabilir? Bunu anlamak için Brown & Levinson'ın nezaket teorisi etkili bir çerçeve sunar. Onlara göre, herkes "yüz (onur)" adı verilen temel bir ihtiyaca sahiptir.
Batı tarzı göz teması, karşıya olan ilgiyi aktif olarak gösteren bir "pozitif nezaket" stratejisidir. Buna karşılık, Japon toplumunda bakıştan kaçınma, karşının alanına girmeyerek negatif yüzü saygı gösteren "negatif nezaket"in sofistike bir ifadesidir.
Güçlü bakış, fiziksel temas (dokunma) ile eşdeğer yoğunluğa sahiptir. İzinsiz karşıya dikkatle bakmak, karşının psikolojik kişisel alanına "ayakkabılarla girme" anlamına gelir. Japonların bakışlarını kaçırması, karşıyı reddetmek değil, "sizin alanınızı ihlal etmiyorum" şeklinde bir ihlal etmeme anlaşmasının ifadesidir.
Peki Japonlar bakışı nasıl "yönetirler"?
| Özellik | Batı Tarzı (Düşük Bağlamlı - Pozitif Odaklı) | Japon Tarzı (Yüksek Bağlamlı - Negatif Odaklı) |
|---|---|---|
| Bakışın Anlamı | Dürüstlük, özgüven, ilgi ifadesi | Gözetim, meydan okuma, alan ihlali olasılığı |
| Temel Strateji | Doğrudan bakış (göz teması) sürdürme | Doğrudan bakıştan kaçınma, yumuşak odaklama veya gözleri indirme |
| Nezaket | Pozitif nezaket (yaklaşma) | Negatif nezaket (mesafe koruma) |
| Bilgi Edinme | Görsel ve açık doğrulamayı önemseme | Çevresel görüş ve bağlamla "sezgi"yi önemseme |
| Üstlere Karşı | Eşit göz seviyesiyle saygı gösterme | Bakışı indirerek itaat gösterme |
Küreselleşmenin ilerlediği modern Japonya'da, bu geleneksel bakış normları yeni sürtüşmeler yaratmaktadır.
Japonca öğrencileri sıklıkla çelişkili talimatlara maruz kalırlar. Sunum veya mülakat eğitiminde "özgüvenle karşınızdakinin gözlerine bakarak konuşun" denirken, gerçek insan ilişkilerinde, özellikle üstlerle diyalogda "dik dik bakmak kabalıktır" şeklinde örtük bir kural vardır.
Bu çifte bağlanma (double bind), özellikle Çin ve Kore gibi Japonya'ya benzer Konfüçyüsçü kültürel geçmişe sahip ancak bakış konusunda Japonya kadar hassas olmayan kültürlerden gelen öğrenciler için ince ayar yapılması zor bir alandır.
Tersine, Japonlar yurt dışına çıktığında, bu "bakışın alçakgönüllülüğü" ters tepebilir. Göz teması kurmadan, çevresel görüşle bilgi toplamaya çalışan tutum, Batı bağlamında "gözleri kaçıyor", "şüpheli davranıyor", "yalan söylüyor" şeklinde olumsuz yorumlanabilir ve ciddi güven kaybına yol açabilir.
Japon toplumunda bakış, "bakmak/bakmamak" ikiliği değildir. "Dikkatle bakma (saldırı)"dan "tamamen kaçınma (red)"ye kadar olan spektrumda, durum ve ilişkiye göre uygun "odak" ve "sıcaklığı" seçmeye devam eden dinamik bir süreçtir.
Biz Japonca öğretmenleri olarak, sadece dil bilgisini değil, bu tür "bakış grameri" diyebileceğimiz bedensel teknikleri, arkasındaki sosyolinguistik mantıkla birlikte aktarmamız gerekir.
Bakışı kaçırmak, özgüven eksikliği veya düşmanlık değildir. Yüksek bağlamlı yoğun bir ortamda, birbirinin psikolojik alanını korumak ve uyumu sürdürmek için aktif ve sofistike bir "duyarlılık (Politeness)" tekniğidir. Bu farkındalıkla, kültürlerarası "göz şiddeti", karşılıklı anlayışa dayalı "bakış diyalogu"na dönüşecektir.

Yapay Zeka Mühendisi/Japonca Öğretmeni